Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 37578
Aktif: 3
Bugün: 72
Dün: 74
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Denizli

deniz umup da bulamadığıma üzülmedim aslında. yeşillikler içinde, büyüyen bi kent buldum. gerçi acıpayam’a geldiğimde etraftaki manzaradan ötürü çok da büyük beklentiler içerisinde olamasam da şehir merkezi fazlasıyla şaşırttı. caddede hummalı bir çalışma vardı ancak sıra sıra palmiyeler hala ege de olduğumuzu, deniz bulamasak da havasını soluduğumuza bir işaretti. 

image

şehirde şöyle bi tur attıktan sonra kocca bi çınarın altına oturuyoruz. çınar olur da çay olmaz mı? hemmen geliyor sıcak demli çaylarımız. “delikliçınar meydanı”ymış oturduğumuz yer, sonradan öğrendiğim kadarıyla. yanında da bir cami mevcut. ihtiyar heyeti toplanmış, bir yandan ülkenin içinde bulunduğu durumu tartışıyor bir yandan da ikindi ezanının okunmasını bekliyorlar. demli bir çay kadar koyu sohbetler dönüyor sezinlediğim kadarıyla. bu güzel ortama tatlı serin bir rüzgar da eşlik ediyor, çınar adeta dile geliyor.

çaylarımızı yudumladıktan sonra madem denizliye geldik bi horoz heykelinin önünde fotoğraf çekinelim diyoruz ama nerdee.. değil horoz bi tavuk yumurtası dahi bulamıyoruz. bari diyorum belediyenin önünde çekineyim de geldiğim belli olsun. 

bu vazifemi de yerine getirdikten sonra rotamız olmazsa olmaz “pambıhkale”. aslında sadece pamukkale demek oradaki “hierapolis” e ayıp olur. amfisinden, hamamına, yolundan, kaldırımına kadar tam bir şehir hierapolis.  uzaktan da çok belli olan, yeşilin ortasında bembeyaz sırıtan travertenlere giriş “20 lira”.  (sonra vay efendim niye turizm gelişmiyor niye turist gelmiyor. ) 

gişeden geçtiğiniz anda hava değişiyor. 1500 yıl geriye gidiveriyorsunuz. her şey o kadar canlı ki adeta yaşıyorsunuz. biz de o tarihi yollardan yürüyor yorulunca da o dönemden kalma banklarda soluklanıyoruz. 

her yerde bu tarz mozoleleri, mezarları, tabutları bulmanız mümkün. ölmeden mezara girmeniz de mümkün. tam bir “gta” havasında yaşıyorsunuz tarihi. yok oraya dokunma, yok fotoğraf çekinme, sarı çizgiyi geçme diyen görevliler yok etrafınızda. ben de özgürce mezarları dolaşıp fatiha okuyor, bulduğum her yere tırmanıyor ve en kuytu köşelere giriyordum. 

spartaküs havasında geçen yolculuğumuzda üstümüze atlayan bi gladyatör olmuyor maalesef. biz de şeref holünden, vip kapısından kente giriyor ve “frontinus caddesi”nde fink atıyoruz. biraz sessiz biraz da sakin bi cadde. salı pazarı olsa gerek.. 

yaklaşık yarım saatlik bir gezintinin ardından asıl civcivli yere geliyoruz. bembeyaz parlıyor her yer. hep fotoğraflardan gördüğüm belgesellerden izlediğim pamukkale karşımda. gözlerim dolmuyor değil açıkçası. görür görmez de “vay be” nidasını çakıveriyorum.

dereyi gördüğümüze göre paçaları sıvayabiliriz. ayakkabıları bi kenara bırakıp sıcak suyun içine giriyorum. her taraf turist dolu. küçücük havuzlara mayosuyla giren 30 santimlik suda yüzmeye çalışan onlarca insan var. su kükürtlü. bundan ötürü garip bi kokusu ve kendine has bi çamuru var. kötü koktuğuna göre de yararlı olsa gerek. turistlerin elinde kameraları görünce dur diyorum bu anı ölümsüzleştirmelim. 

sonradan “cıvık” adını verdiğim bu kare ne zaman gösterse kendini, gülümsetir. çamurun kokusu elimden saatlerce gitmemişti. suyun sıcak oluşundan ötürü hiç çıkmak istemiyordum. şimdi çık kurulan çorap-ayakkabı falan uzun iş. çıktığımızda ise ufka doğru şöyle bir bakıyorum.  doğa-tarih-manzara triyosu insanı mest ediyor. hiç gidesim gelmesede akşam oluyor yavaştan.

geceyi denizlide geçirdikten sonra. sabah köylüm, gayri resmi kardeşim aynı zamanda ev arkadaşım olan rami den YGS sonuçlarının açıklandığını öğreniyorum. heyecanım ikiye katlanıyor ve hiç unutamayacağım bir şekilde hiç de ummadığım bi yerde sonucu öğreniyorum. salak bi gülümseme var yüzümde. -şimdi sen sınava girdin ama sonucu denizlide öğreneceksin- diyen birini hayal edip ettikçe de gülüyorum.

yola çıkıyoruz. denize doğru gittikçe horst-graben sistemi kendini belli ediyor, dağlar denize dik uzanmaya başlıyor. sıra sıra jeotermal santrallerinin yanından geçerken, menderes eşlik ediyor bize. hiç ayrılasım gelmiyor, işi gücü bırakıp denizli-aydın arası kamyon şoförü olmayı düşündüğüm anları yaşıyorum ki yöre halkı bunları nimetten saymıyor, değerini bilmiyor azizim. 

denizlide deniz olmadığını, pamukkalenin pamuktan yapılmadığını öğrendiğimiz, sonraları da bana bir dost kazandıran (selam olsun ümüt kardişime), doğayla tarihin gerçekten iç içe bulunduğu, şifalı sularının da çokça olduğu bir kent. zaten buraların para ettiği etraftaki antik kent sayısından da anlaşılıyor. 

siz siz olun horozlu bi anahtarlık-magnet almadan, pamukkaleyi görmeden, ayacıklarınızı şifalı sulara sokmadan ve ve mümkünse sıcak havada serin bir “zafer gazozu” içmeden dönmeyin derim..

19.04.2012


denizli fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

Önceki: Bursa
Sonraki: Edirne-1
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal