Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 37578
Aktif: 3
Bugün: 72
Dün: 74
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Edirne-2

Sineklerin kanımızı, sıcağın ruhumuzu sömürdüğü bir güne daha uyanıyoruz   edirnede. sıkı bir kahvaltıdan sonra yanımıza üj-bej nevale alıp koyuluyoruz yola. ara mahallelerden dar sokaklardan geçen otobüsümüz bir yamacın kıyısında duruyor. “şükrü paşa anıtı” na geliyoruz.

daha tam ayılamamışken bu trajediyi kaldırmak zor oluyor. söylenene göre düşman ordusu kenti kuşatır. 4 ay erzak gelmez. halk açlıktan ağaç yaprağı, kabuğu, süpürge tohumu yemeye başlar. işin böyle gitmeyeceğini anlayan şükrü paşa ekmeğe %10 oranında “kum” ilave ettirir. böyle 1 ay daha idare eden şükrü paşa sonunda kenti teslim eder. avrupada bile adına anıtlar dikilen bu yiğit şu an da yunanistanı gözlemekte. ben de tepeden manzaraya bakıyor, baktıkça da kentin 5 ay alınamamasının sebebini hafiften anlıyorum.

bu trajediden sonra ruhumuzu rahatlatmak, bedenimizi dinlendirmek adına 2.beyazıt külliyesine çeviriyoruz rotayı. tunca nehri kıyısına kurulu içi yeşillik dolu bu mekan başta akıl hastalıkları olmak üzere açık kalp ameliyatına varan cerrahi müdahalelerin yapıldığı ve içerisinde de bir müze bulunduran hala canlı bir tarihi eser.

külliyenin hemen yanında nehrin kıyısında bir de cami mevcut. bir depremde zarar gören caminin restorasyonu için italyan bir ekip görevlendirilmiş zamanında.bundandır sanıyorum ki içeride hat sanatına dair örnekler, osmanlı, selçuklu figürleri yerine hep çiçek, oya, işleme mevcut. kilise için alt yapıyı hazırlamışlar anlaşılan. neyse ki ezan sesi hala inletiyor caminin dört bir yanını.

vakit öğleni buluyor. baharatlı, tam kıvamında bir edirne ciğerin ardından pehlivanların arenasına, kırkpınar yağlı güreşlerinin yapıldığı, fatih köprüsünün yanında kalan bir adacığa geliyoruz. sıra sıra baş pehlivanlar karşılıyor bizi. diyorum bizim onlardan aşağı kalır ne yanımız var. kartal çek de arena bi pelivan görsün diyorum.

(ortada ki kalp de sübliminal mesaj olsun.) arenayı şöyle bi turladıktan sonra atlıyoruz otobüsümüze, sınırları zorlamaya, türkiye anakarasının en batısına, dünyanın en işlek 2. sınır kapısına, kapıkuleye varıyoruz. avrupadan gelenleri önce bir cami ardından da bir burger king karşılıyor. (kapitalizm işte napcan) sınırda ise manzara şu:

bakmayın böyle sakin göründüğüne kadranın öte yanında onlarca araba, tır vesaire mevcuttu. arkada ki gişelerden uzattığımız elimiz, ayağımızla yarı avrupalı olmuştuk artık. bulgaristan-yunanistan-türkiye triyosunda ne yana baksak başka bir ülkeyi görüyoruz. bi merdiven neyim olsaydı fransayı falan da görürdük sanıyorum. 

buralara kadar gelip de geri dönmek yüreğimi parçaladı (kahrolası sınırlar) desem yeridir. geri döndüğümüzde asıl civcivli kısım başlıyordu. yaklaşık 4 saatlik serbest zaman içerisinde ölesiye gezmeli, doyasıya eğlenmeliydik. hemen gpsler çıktı en yakında ki en egzotik yapıları mekanları aramaya koyulduk. 2 km ötede bi bulgar kilisesi varmış (bölgede bulgarda varmış). cingan mahallelerinden şive tadında sokaklardan geçerekten navigasyon yardımıyla da inşaatında çalışmış gibi, elimizle yapmış gibi bulduk. evlerin arasında zar zor seçilen bu güzide yapının kapıları kitliydi.yöre halkının desteğiyle de papaz efendinin eşini bulduk açtırdık kapıyı. çat-pat türkçe bilen bu tatlı teyze anladığım kadarıyla her yanı kurcalaman diyordu.

 içeriside baya şatafatlı. arkada ki perdenin arkasında ne var diye kendimi yedim bitirdim bu poz esnasında. günah olmasın diye de elleri çok açmadım. efendi efendi elham okuyup çıktım dışarı.

dışarda beyin fırtınası yaparken yakınlarda bi havra olduğunu farkettik.  yahudiler kentten göçeli yüz yılı geçmiş ancak burada bir eser bırakmayı başarmışlar. (sonradan öğrendiğim kadarıyla edirnede hala 3 yahudi yaşıyorumuş.) düştük yola ancak bu sefer navigasyonumuz pek bulamadı havrayı. biz kendi aramızda tartışırken buram buram anason kokan bi amca “abe kızanlar neabiyonuz beaa” diyince bu dili bilmediğimi farkettim. amcaya derdimizi güle güle anlattık. hay şivesine yandığım beaa. sonunda bulduk ama pek istenilen manzarayı bulamadık. dedim o kadar yol yürüdüm bi hatırası kalsın bende.

restore ediliyormuş avrupanın en büyük 3. sinagogu. e gerek tabi ülkeye turist lazım. bu yaşlı mabede bir kez daha göz attıktan sonra şehrin merkezine hayatın aktığı yere gidiyoruz.

tarihi bir kente yakışan tarihi sokakları her sokağın içinde de türlü türlü kafeleri değişik mekanları mevcut. bu güzel manzaraya doyamadan saat akşam altıyı buluyor. apar topar kentin yer yanından görülen selimiyenin yanında ki otobüsümüzü buluyoruz. (pek de zor olmuyor açıkçası)

ağrıyan eklemlerimiz, yanan elim kolum yorulduğumun bariz göstergesi. daha ne kadar yorulduğumu anlamadan uyuyakalmışım.. tüm anıları bir kez daha hatırlayarak..

siz siz olun edirnede ciğer yemeden, selimiyede bir foto çekinmeden (2 rekat namaz daha makbuldur.) aynalı süpürge almadan ve mümkümse yurt dışına çıkmadan dönmeyin derim.. 

 

18.07.2012

edirne-2 fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

Önceki: Edirne-1
Sonraki: Isparta
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal