Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 34732
Aktif: 3
Bugün: 47
Dün: 128
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Antalya-1

torosların kuzeyinde hava gayet kuru serinken çubuk boğazını aşıp güneye inince işin seyri değişiyor ki zirvede sisin içine girdiğimizde anlamalıydım uhrevi bi şeyler olduğunu. aslında arabadan inene kadar her şey çok güzeldi. kepezde kenti yüksek bir noktadan görebileceğimiz bi yer bulduk vee indik.

 

dışarda ki nemli havayı avucumun içinde sıkıştırıp su elde edebilecek bir seviyeye gelmişken, üstümüzde kara bulutlar dolaşıyor, havanın biraz daha ıslanacağını haber veriyordu adeta. tam bu sırada meydana “metin perfomance” ortaya çıkıyor ve o afilli şahiniyle başlıyor lastikleri yakmaya. daha ne olduğunu anlayamadan etrafı duman bulutu kaplamış nefes alınmaz hava daha da beter olmuştu (uyuyorsun türk polisiii). 

yaklaşık yarım saat sonra kaleiçine, asıl antalyaya gelirken güneş de yüzünü gösteriyor ve deniz-güneş-tarih triyosu eşliğinde gezimize başlıyoruz.

hiç antalyadan beklemediğim kareler bunlar azizim. sakin küçük bir osmanlı kenti karşılıyor insanı. küçük sessiz sokaklardan geçerken akdeniz selamlıyor bizi. masmavi bir deniz. sakin bir liman.

bu manzaraya karşı bize düşen tek şey bol bol poz verip palmiyeler altında sıccaaak bir çay yudumlamak (hafifte bi rüzgar hani). çayı yudumlarken bi yanım güneşte kalmıştı. kalktığımızda farkettim kıpkırmızı olmuş. yaktın bizi antalyaa! diyerek sitem ediyorum dağlara taşlara. 

koyuluyoruz yola. rotamız bize her yerden göz kırpan “yivli minare”. aslında alaaddin camiinin bi parçası lakin boynuz kulağı geçmiş mirim. 38 metre yüksekliğinde ki minare 13.yüzyıl selçuklu eseri. yanında külliye türbe gibi pek çok feyzli yer mevcut. (vikipedi)

etrafta o kadar çok gezip görülecek yer, o kadar güzel manzaralar var ki kendi fotoğraflarımla ziyan etmek istemiyorum. dar sokaklarda tarihi havayı teneffüs ettikten sonra bizimkiler yorulmuş, merkezi bi yere oturuyoruz. fırsattan istifade etrafa bakınıp ölümsüz kılacak manzaralar arıyorum. (hangi birini koysam bilemedim ki..)

(zhehehe eeen birinci manzara bu) baktım bizimkiler oturuyor dedim alayım kamerayı, naviyi düşeyim yollara. nitekim öylede oldu. 

yol üzeri antalya saat kulesini görüyorum. 2. abdülhamit 1901 de yaptırmış sağ olsun. 14 metre yüksekliğinde ki kulede elektronik bi saat duruyor. (o dönem ki teknolojiye bakar mısın hocam..) 

sapıyorum bi ara sokağa “kesik minare” yi ararken sıra sıra ayakkabı boyayan abiler dizilmişler. her dil var adamlarda. bi köşede biraz durdum gözlemledim. gelen turistin ayakkabısını üstün körü temizleyip 5-10€ ne verirlerse alıyorlar. hemmen oralarda bulunan bi taşın üstüne çıkıp bağırdım “nerde laa adalet” biz okuyup dururken koyuyor açıkçası. vel hasıl mekanı buldum. 

sonradan öğrendiğim kadarıyla buranın çok civcivli bi tarihi varmış.

öncelikle 2. yüzyılda romalılar buraya bir pagan tapınağı inşa ediyorlar gelin beraber tapınak diyorlar. bunu duyan bizanslılar 7.yüzyılda madem tapınıyonuz bi işe yarasın diyerek kiliseye çeviriyorlar. o sırada oradan geçmekte olan araplar 8. yüzyılda burayı harap ediyorlar. parayı denkleştiremeyen bizanslılar ancak 10. yüzyılda restore ediyorlar kiliseyi. 13.yüzyılda selçukluların antalyayı almasıyla camiye çevrilen kiliseye bir de minare eklenmiş. 14. yüzyılda bi arkadaşa bakıp çıkan haçlılar tarafından kiliseye geri çevrilen cami onlar gittikten sonra tekrar camiye geri döndürülmüş. en son 19.yüzyılda, 1846’da büyük bir yangın geçiren cami olduğu gibi bırakılmış, tarihsel süreçte yıkılan minaresi de adı olarak kalmış..

sıcak iyice bastırdıktan sonra hızlandırıyorum adımları. son durak noktası “hadrian gate”. bu hadrian mimar mıdır mühendis midir ne haltsa her gittiği yere bi şey yaptırmış. yanılmıyorsam kendisi iskoçyaya mini çin seddini yaptıran, iskoçyayı ingiltereden kocca bi duvarla ayıran kişi. 

bu gün kapı çok alakasız bi yerde duruyor. halk üçkapılar demiş. mermer kapı da deniyormuş. nedense bu kapıyı çok merak ediyordum. hani fotoğraflarda çok görürsünüz de asla gidemeyecek gibisinizdir de bi bakmışınız gitmişinizdir tarzı bi garip sevinç vardı içimde.

motorları görmiyiverin muhteremgiller. kapıdan geçtikten sonra atıyorum kendimi yine palmiye dolu cıvıl cıvıl caddelere. sağa sola bakındıktan sonra buluyorum bizimkileri, takılıyorlarmış onlarda. çarşı pazar gezdikten sonra iyi bir tatili hak ediyor ve rotayı kemere çeviriyoruz.

devamını anlatmayım isterseniz. deniz kum güneş.. esen kalın. (esen de neyse artık)

siz siz olun antalya falezlerini görmeden, yivli minareyi bi karede ölümsüzleştirmeden, patlıcan reçeli almadan ve mümkünse güüzeeel bir tatil yapmadan dönmeyin derim.. 

 

15.04.2012

antalya-1 fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

Sonraki: Antalya-2
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal