Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 34732
Aktif: 2
Bugün: 47
Dün: 128
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Sivas

ülkenin geleceğinin şekillendiği, çook önemli kararların alındığı, anadolunun en eski kentlerinden birinde tam bir kültür havuzunda, kartalla sivastaydık bu değerli muhteremgiller. kartal demişken kendisini bursadan tanıyorsunuz. hatta edirneden de tanıyorsunuz. kartal da maceraperest ruhlu bir arkadaş. tam bir yol arkadaşı aslında. selam olsun.. 

velhasıl giriş paragrafını da bitirdiğimize göre gelişme bölümüne geçebiliriz sanıyorum. 

bi haftasonu kartalla feysde konuşurken “arkadaşım (yozgat) yerköye gidiyor gel beraber gidelim” demişti. bende hemen planı genişletme işine giriştim. “yozgatta ne var gideceksek sivasa falan gidelim” dedim ve öyle de oldu. bi hafta sonrası için sözleştik. benim içinde değişik bir macera olacaktı hem. tren yolculuğu da ayrı bi çekici gelmişti. ortada bi kaç problem vardı vardı ama pek de önemsememiş biletleri almıştım. biletler sudan ucuz a dostlar. cuma günü nevaleleri toparlayıp ders çıkışı kartalı okulun önünden alıp isteği doğrultusunda önce bi anıtkabir yapalım dedik. (anıtkabiri biz yapmadık tabi ki diyerek seviyeyi yer altına çekmekten geri kalmıyorum bu arada)

image

inanın canlar burası anıtkabir. hava şansımıza gayet güzeldi. içeride biraz dolanıp müzeyi falan ziyaret ettikten sonra ataya ve milli şefe birer fatiha okuyup nevale zulaladığımız çantalarımızı almak suretiyle mekandan ayrıldık. akşam olmakta ve güneş sessiz sedasız kimseciklere haber etmeden batmaktaydı. tabi biz durumun farkındaydık ve yönümüzü gara çevirdik. biraz goy-goy dan sonra tren perona yaklaştı ve o müthiş yolculuğun ilk sinyallerini yollamaya başladı. 

image

yola çıkar çıkmaz makinemizi kaptığımız gibi meraklı bakışlar arasında bastık deklanşöre. uzun ama rahat yolculuğumuz başlamıştı artık. görüldüğü üzere arka sağda nevaleler bir bir dizilmiş. koltuklar rahat ama yolculuk yavaştı. akşam 6 gibi bindiğimiz tren gün battığında kırıkkaleye yeni ulaşabilmişti. akşam saatler bir bir ilerlemekte ve biz tatlı bir muhabbet, nevaleler eşliğinde saati gece yarısı etmiştik. yozgat dolaylarında olduğumuzu sonradan öğreniyorum. dışarısı zifiri karanlık ve hava yağmurlu. 

ilerleyen saatlerde kartal uyumuştu. saat 1 e doğru kayseriye gelmekteydik. berat diye en fazla 5 yaşında olan bi veletten bahsetmek istiyorum değerli okurlar. bu velet tüm yol boyu uyumamış, uyumadığı gibi de hiç de susmamıştı. hatta ve hatta yolda trenleri gördükçe şaşırıyor tren tren diye bağırıyordu. sanki kendisi denizaltıyla seyahat ediyordu.

neyse beratı kayseride uğurladıktan sonra rayların süregelen “tıkıt tıkıt” sesleriyle dalmışım. kondüktör bey amca “sağolsun” bağırmasıyla şarkışlada uyardı. tam uykuya dalacam derken de sivasa gelmişiz. sabah dört buçuktu yanılmıyorsam.

tüm riskleri alarak bi personel odasına girdik yatmak amacıyla. yarım saat sonra kovulduk tabi. biraz daha dolanarak garda bi saat geçirmiştik.

image

dışarıda ise yerler hafif ıslak, hava soğuk, yollar ıssızdı. nisanın ortasında turuncu düşünme şapkamı giydirecek kadar soğuktu hava. gerçi sivas dendiğinde akla gelen ilk şeylerden biri oluyor soğuk. kent daha uyanmamış, bi tek biz varız sanki. caddeden yukarı çıkınca önümüze medreseler çıkıyor.

image

enfes bi manzara. kapadokya canlanıyor gözümde. görür görmez vuruldum buraya da. burası çifte minare. aynısının tıpkısından erzurumda da varmış. (yaz bunu yaz erzuruma gidilecek.) saat 6 suları olduğundan kimsecikler yok. tüm kent bizim sanki. şifaiye-buruciye-çifte minareli medreseler triyosu merkezde iyi bir komplex oluşturmuş. şehrin canlanmasını bekleyip bi mekana oturup kahvaltımızı yaptık. baya bi oturduktan sonra şehir biraz hareketlenmiş, saati de 8-9 civarına getirmeyi başarmıştık.

image

merkeze geri döndük. merkezde sivas kongre salonu ve valilik mevcut. tüm yapılarda tarihi tabi ki.  sivas kongresinde alınan kararlar cumhuriyet tarihi açısından çok büyük önem arz etmekte. içerisi tadilatta olduğundan göremedik ne yazık ki. etrafta bi iki dolandıktan sonra ulu camiye giderken taşhan gördük. hemmen hediyeliklerimizi aldık. güzel de şeyler aldık aslında. sonra hem biraz dinlenmek hem de biraz vakit geçirmek için ulu camiyi bulduk. büyük değil ama gerçekten ulu bi cami. osmanlıdan daha eski olan bu cami 800  yaşından büyük. içeride dolaşırken oraları temizlemekte olan bi hacı amcayla iki kelam ediyoruz. 

image

rahat fotoğraflar çekinelim diye ne kadar ışık varsa yakıyor sağolsun. içerisi baya sade. edirnede ki, bursada ki, istanbulda ki camileri gördükten sonra pek tatmin etmese de içeride ki sütunlar insanı mest ediyor. çıkarken de arkamızdan şöyle bağırıyordu hacı amca “komünizmin devri bitti devir islam devri”. çok da aldırmadan çıktık dışarı.

image

dışarıda ise manzara gayet güzel. kartalla şöyle bi durup “yamuk lan bu minare. olmamış yapamamışlar” derken sonradan öğreniyoruz ki gerçekten de minare eğriymiş. hatta yerelde de “eğri minare” olarak geçiyormuş. iyi gözlem yapmışız demek ki. bu tarz bi eğri minare de aksaray da bulunmakta. (yaz yaz bunu da yaz. aksaray da görülecek.) 

bi kaç türbe hamam kervansaray ziyaretinden sonra yolumuz. “sahibiye medresesi” ya da bildiğiniz adıyla “gök medrese”. aynısından bi de tokatta var. orayı gördüğümden buna bi not almaya gerek yok sanıyorum. gök medrese tüm şaşaasıyla kuytu mahallelerden el sallıyor bize. tadilat var giriş yasak. ama kartalında dediği gibi “bize değil..” 

image

daldık içeri. içerisi gerçekten harabe. bakım şart ki bakıyorlar sanıyorum. içeride kısa bi tur attıktan sonra çok da belaya bulaşmadan kaleye çıkıyoruz. aslında kale yok ortada. yani şimdilik yok. yok ama yakında gelir galiba. şimdilik bi anıt var. manzaraya bakıp iyice dinlendikten sonra merkeze geri dönüyor ve buruciyenin içinde çayımızı yudumluyoruz. 

image

somurttuğuma bakmayın. yorulmuşum biraz sadece. o uhrevi ortamda çayımızı yudumlarken halamı arıyorum. tokatta kendisi. konuşup hasret giderdik. şartlar el vereydi de gidebileydik. neyse yaza inşallah. hava, otururken gayet güzeldi ama bi iki saat sonra iyice bozdu ve biz arkeoloji müzesini gezmişken sağanak bastırdı. bi yere oturduk yemeğimizi yedik. yağmurun dinmesini bekledik. bi iki saat sonra gara hareket ettik. baktık daha vakit var boş olan bekleme salonunda vurduk kafayı yattık. 2-3 saat kadar uyumuşuz. uyandıktan bi saat sonra tren geldi. günün yorumunu yaparken saatler su gibi akıp gidiyordu ve biz kayseriye gelmiştik. kartalla göz göze geldiğimizde attık kendimizi trenden ve sarıldık makineye.

image

sıra sıra çekindik fotoları kayseri garda. millette koşuşturmaca telaş tabi. biz gayet free bi şekilde işimiz bitince yerimize geri döndük. 

günün yorgunluğuyla bi süre sonra uyuyakalmışım. kalktığımda kayaştaydık. yol bitmiş sabah 7 olmuştu. çok güzel anılarla 11 saat yolu eritmiş ve bolucanımın yolunu tutmuştuk.

siz siz olun medreseleri görmeden, kongre binasını ziyaret etmeden, kemik tarak almadan, sivas köfte yemeden ve mümkünse divriği ulu camini görmeden dönmeyin derim..

 

20.04.2013

Önceki: Nevşehir
Sonraki: Trabzon
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal