Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 37578
Aktif: 3
Bugün: 72
Dün: 74
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Konya

Tatile gitmeden önce uhrevi ortamın gözünden vurmak amacıyla mevlananın diyarı, etli ekmeğin başkenti, konyadaydım bu hafta. sabah 7 de yeni favorim olan trenle ama bu sefer hızlı trenle başlıyorum yolculuğa. yer yer 260 km yi gören trende kaptan tam bir crazy!! otomobille 3.5 saat sürecek olan yolu YHT ile henüz 2 saati doldurmadan geçiriyorum.

konya gara iner inmez açıyorum “cipies”i, yükleniyorum valizimi ve konya cadelerinde (michael) fink atmaya başlıyorum. sağa sola fink atarken elimle koymuş gibi buluyorum bizimkileri. ancak oturmak yok geldiğim gibi valizi bırakıyor onun yerine ise fotoğraf makinesini alıyorum. 

ilk durağımız “alaaddin tepesi” yukarıda büyük ve güzel bir selçuklu camisi bulunuyor. içerisi tipik selçuklu mimarisinden izler taşıyor. duvarlar sade içerisi bol bol sütun dolu. ancak bu sütunlar güçlendirme çalışmalarıyla ayakta kalabilmiş. 

image

arkadaki minber ise “kündekari” sanatının ustaca eserlerinden bi tanesi. aslında burası bi komplex niteliğinde. dışarıda ise bi türbe mevcut. türbede alaaddin keykubattan kılıç arslana kadar pek çok önemli şahsiyet yatmakta.

image

içeride ki tabutlar turkuaz çinilerle kaplı ve üstünde de çeşitli dualar yazılı. selçuklu sultanlarına bol bol rahmet okuyup  rotamızı dönemin ilim irfan merkezleri olan medreselere yönlendiriyoruz. çokta uzaklara gitmeden alaaddin tepesinin civarında ki karatay medresesine uğruyoruz ilk durak yeri olarak. 

image

kapısı bile alıp götürüyor uzaklara.. tıpkı sivasta ki medreseler gibi bunun da kapısı bi ayrı özenle yapılmış. içerisinde havuzu dahi olan bu mini üniversite 1800lerden sonra terkedilmiş ne yazık ki. 

hazır hızımızı almışken bir başka ilim irfan yuvasına, ince minareli medreseye gidiyoruz. 

image

şu haliyle olsa olsa “ince min” olur. söylenene göre 1901 yılında düşen bir yıldırım minarenin üst kısmını alıp götürmüş. (satamaz da geri getirir umarım.) burası da karatay medresesinin tıpkısı diyebilirim. içerisi müze olan mekanda hala hocaların sesleri duyuluyor. 

alaaddin tepesi ve civarında ki pek çok yeri gezdiğimize göre yavaş yavaş konyanın eiffeli mevlanaya gitmeye hazırız. cadden yürümek yerine kendimizi dar sokaklara ve hacı misi kokan dükkanlara atıyoruz. sağda solda gezerken “aziziye camii” orda durucan hacelii diyerek yolumu kesiyor.

maalesef  kapıları açık olmadığından dolaşma fırsatı bulamadım ama karşısında ki bir banka oturup dakikalarca seyrettim. alışılmış tarzın dışında olarak buı güzide eser 1874 yılında osmanlı-barok tarzda inşa edilmiş. tabi mevlananın gölgesinde kalsa da bu şaheserinde kendi çapında bi ışığı mevcut.  

ardından çok da vakit kaybetmeden ve asıl rotamızdan şaşmadan yola koyuluyoruz tekrar. her yan tur otobüsü dolu. içerisi ile muhterem teyzelerden… içeriye giriş 3 tl tabi müze kartı olanlar turnikelerden bekleme yapmadan geçebiliyor. pekii ya kartı olmayanlar?? onlar bilet gişesi önündeki hengameden canlı ve tek parça çıkmak zorundalar sevgili mevlanaseverler. binbir türlü eziyetle biletimi alan ben bu seferde turnikelerin önünde ki kalabalığa dalıyor ve yeni bir survivor macerasına daha atılıyorum. tabi aziz halkımız, muhterem teyzelerimiz turnikeyi ne bilsin. altından emekleyenler, üstünden atlayanlar, zorlayanlar, itişenler, kakışanlar sayesinde yüzümde acı bir tebessüm oluşturuyor.

gişeden geçtikten sonra kalabalığın dağılmasından mıdır yoksa mekanın uhreviyatından mıdır nedir içimde bilemediğim bi rahatlama geliyor. 

hemmen boş bulduğum bi yere geçiyor ve zamanı donduruyorum. ünlü kubbeye “Kubbetü’l Hadra” da deniyormuş. “yeşil kubbe ” olarak çevirebilriz. ancak kültür bakanlığının araştırmaları sonucu kubbenin orjinalinin “turkuaz” olduğu ortaya çıkmış. 

bu kadar genel kültürden sonra iş faaliyete geçiyor ve bende makineyi kaptığım gibi insan selinin içine, muhterem teyzelerin arasına, bir kez daha dalıyor ve surivorun yeni döneminde yerimi almak için hazırlıklara başlıyorum. içerisinde rahmet-bereket-itişmece triyosu almış başını yürüyor. hatta en önde bayrak taşıyor desek yeridir. buralar böyleyse kabe tarafları nasıldır merak etmiyor değilim.

ancak mevlananın mezarı çok kuul. yani kötü anlamayın muhteremgiller. alaaddin tepesinde koca koca sultanların tek bir türbede dip dibe yattığını gördükten sonra burası biraz büyük geldi. ama sonuna kadar da hak ediyordur sanıyorum. 

hengamenin içine çok da düşmeden bi el de fatiha okuyarak konya caddelerine geri dönüyoruz. güzzel,neffis ve enfes bir yemek sonrası kentin biraz dışında ki “sille” ye çeviriyoruz direksiyonu. kapokyavari bir hava mevcut. kayalara oyulmuş mağaralar antik antik mekanlar dolu.en önemlisi de st. eleni kilisesi.

1700. yaş gününü bekleyen bu tarihi yapı geçtiğimiz yıllarda onarılmış. hacı eleni kudüse hacca giderkene buraya uğramış ve 327 yılında bu eseri yaptırmış. içeriyi turlayıp onunda ruhuna yarım yamalak bi ameno okuyup bayırdan aşağı inerekten çay içmeye güzide bi mekana oturuyoruz ailecenek. etraf inşaatta olduğundan biraz tozlu. ama bittiğinde çok güzel olacaktır sanıyorum. 

çaylarımızı yudumladıktan sonra torosların güneyine olan kesintisiz yolculuğumuza başlıyor ve mevlanayı iade-i ziyarete bekliyoruz..

siz siz olun alaaddin tepesine çıkmadan, selçuklu eseri medreseleri ziyaret etmeden, etli ekmeğin tadına bakmadan, mevlanaya bi fatiha okumadan, değişik civcivli magnetler almadan ve mümkünse tuz gölünün tuzuna erik banmadan dönmeyin derim..

Önceki: Isparta
Sonraki: Kırşehir
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal