Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 96373
Aktif: 2
Bugün: 32
Dün: 52
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Üsküp

Balkanlar'da ki yolculuğumuza son sürat devam ederken Ata'nın diyarına el sallıyorum kente hakim bi tepeden. Dağları sarı, denizi masmavi kentin her yerinde Ata'dan bir parça var sanki.

Yola çıkalı henüz 1 saat olmuşken Makedonya sınırında buluyoruz kendimizi. Yine NON-EU sıfatıyla gümrükte saatlerce bekledikten sonra giriş yapıyoruz.Küçük bir ülke olan Makedonya'da Üsküp, sınırdan sadece bir buçuk saat uzaklıkta. Yemyeşil dağların ve nehirlerin arasından kıvrılarak süregelen yolculuğumuz gün son demlerini yaşarken sona eriyor.

image

Vardar Nehri'nin yanında duran otobüsümüzden indiğimde sanki anavatana dönmüş gibiyim. Ama bu anavatan biraz komünizm etkisinde kalmış gibi. Eski binaların çoğu Sovyet Stlinde inşa edilmiş. Hükümetin uyguladığı “Üsküp 2014” projesi sayesinde kent yeni bi çehre kazanmış vaziyette. Hhala inşaatın devam ettiği kentte pek çok bina helenizmin izlerini taşıyor. 

image

Vardar Nehri'nin kıyısında bulunan Arkeoloji Müzesi'de onlardan biri. Eski Üsküp'te yer alan binayı ve daha nicelerini kent meydanına "FSM Köprüsü" bağlıyor. Bizimkinden biraz farklı olan Taş Köprü, Fatih tarafından 1469 yılında yaptırılmış. 

image

Ülkenin en önemli hazinelerinden biri olan köprüde dolaşmak, Vardar Ovası'nda sıla parası kazanmak kadar heyecan vericiydi. Köprünün ucu Üsküp'ün kalbine, Makedonya Meydanı'na açılıyor. Meydan proje gereği heykellerle dolu. Anladığım kadarıyla şairler, askerler kısacası ülkenin önde gelenlerinin heykelleri var. 

image

Ama bi heykel var ki 25 metre boyuyla göğe uzanıyor adeta. Su ve ışık gösterileriyle birlikte heybetine heybet katan 7.5 milyon€'luk şaheser tabi ki Megas Aleksandros tan başkası olamaz. Arkadaki küçük insancıklarla karşılaştırırsanız ne denli bi yapı olduğunu sezebilirsiniz sanıyorum. Meydan çok iyi aydınlatılmış. Adamlar geceyi gündüz yapamasada ikindin falan yapmışlar iyi kötü.

Kentin içlerine doğru giderken bi taksici abimize en yakın döviz bürosunu soruyorum. Amcanın adını “Mikhailov Çakalovic” koydum. Zayıf dili ve kuvvetli Slav aksanıyla bize bu saatte büroların kapalı olacağını bize iyilik olsun diye de kendisinin belirlediği bi kur üstünden dinar vermeyi teklif ediyor. Ufak bi hesap yaparak bay çakalovicin kontağı çevirmeden kur farkından dolayı 8€ kazanacağını öğreniyorum. Bunu belirttiğimde ise işinize gelirse diyor bu sefer. 

image

İşimize gelmediği için tekrar yola çıkıyoruz. Meydanın etrafında geniş bi daire çizerken Clement Ohridski Kilisesi çıkıyor karşımıza. Tadilat dolayısı ile kapalı olmasına karşın gayet de güzel bir mimarisi mevcut.

Kısa bi durum değerlendirmesi yaptıktan sonra rotadan biraz saptığımızı farkediyorum. Planları tekrardan yapıp kenti kuzey taraftan keşfetmeye devam ediyoruz. Vardar'dan yukarı geçince kale parlıyor tepeden. Makedonlar'ın buraya kale demesi de yaratıcılıkta son nokta. 

image

Nice ceddin kanlarını döktüğü bu sığınakta bu gün kocaman bir Makedonya bayrağı dalgalanıyor. neyse ya büyüklük bizde kalsın. 

İnşaatların arasından sıyrılıp eski kentin meydanına çıktığımızda bi otel gözüme çarpıyor. Yürü diyorum Ahmet'e gidelim bakalım bizim döviz işini bunlar halleder. Kapıda bi vale dikiliyor. Yanaşıp "excuse me!!" diyerek girdiğim lafa “buyurun gençler” diye cevap veriyor vale bey. "Türk her yerde belli oluyor mu abi" diyince de "tişörtten tanıdım gençler" diyor. [Tişörtün üstünde Türkçe bir cümle yazıyor belirteyim.]

Velhasıl bizim bir döviz işi var diyince tüm gayretleriyle yardım etmeye çalışıyor güzel abim. Yalnız otel sadece müşterilerine hizmet verdiğinden bi adres tarif ediyor. Ramstore. Taksiyle gidebilirsiniz diyor. Nette okuduğum kadarıyla üsküpte taksiler çok ucuz oluyormuş. 

Biz kentin içinde fellik fellik dolanırken eminim ki diğer turdaşlarımız yemeklerini yemiş Vardar'a karşı serin bi şeyler içiyorlardır. Ama yılmak yok o döviz bozulacak! Kentte dolanırken karşımıza Porta Macedonia çıkıyor. 

image

Hemen Makedonya Kapısı'nın önünde görmüş olduğunuz taksilerden birine atlayıp Ramstore'a diyorum. "Şoförün yanına oturanla muhabbetle edilir" kuralı evrensel anlaşılan. Din, dil, ırk hiç farketmiyor taksiciler cemiyeti için. Tabi biz futboldan, siyasetten ya da belediyenin faaliyetlerinden konuşamıyoruz. Nereden geldiğimizi sordu ilk başta klasik olarak. Türkiye diyince İstanbul'a bir kaç kez gittiğini söyleyip birkaç da Türkçe kelime sıralıyor. Sonra da ne bölümü okuduğumuzu soruyor.(???)

Baktık biz pek anlaşamıyoruz, diyorum "Rusça" bi şansımı deniyim, ne de olsa akraba diller. Belki bizim Azerice hesabı muhabbeti kurarım diye düşünüyorum. “Rusça biliyor musunuz?” diye bi çıkış yapıyorum amcaya. Ama risk yani. Ne ben ne dediğimden eminim ne de vereceği cevap karşısında ne diyeceğimi biliyorum. “Daa  dobroye Makedonski nataşhas” diyerekten lafa giriyor taksici bey amca. Bir yandan da kahkaha atıyor tabi. 

Nataşa falan görünce gözleriniz parladı bakıyorum da. Çakallar sizi. Durumu arka koltuktaki Ahmet'e de anlatınca basıyor kahkahayı o da. Bey amca “rusları bilir misiniz?” anlamış olacak ki tüm tecrübelerini anlatmaya başlıyor kendi dilinde. Biz abiden feyzli bilgiler dinlerken taksimetreyi kesiyorum bi yandan. 60-70 yardırıyor makine. O sırada ramstore a gelivermişiz. Bu zevkli yolculuğun ardından taksimetrede yanlış hatırlamıyorsam 67 dinar yazıyordu. 2€ bırakıyorum. Gülümseyip teşekkür ediyor bey amca. 2€ diyip geçmeyin 120 dinar yapıyor. image

Eminim ki kanguru pek çoğunuza tanıdık gelmiştir. Bildiğimiz Migros işleri biraz büyütmüş bir AVM açmış. İçeri girince güvenliğe exchange office sordum. Mekana vardığımızda ise vale amcamızın dedikleri aklıma geliyor ve “selamun aleyküm” diyerek giriyorum lafa. Bir mutlu oluyor kasadaki abimiz. Tahmininiz doğru o da Türk. Hemen bi 20€ bozdurup tavsiyesi doğrultusunda üst kata yemek yemeye çıkıyoruz. 

image

İstanbul Kebap Salonu yemek için durak noktamız. AVM'nin yemek katında birden fazla Türk lokantası bulmak mevcut. Buranın yerlileri de Türk yemeklerini oldukça seviyor. Mekanın sahibi karşılıyor bizi. Çok güleç yüzlü bi amca. Oğullarıyla işlettiği bu mekanda “memleketin değerini bilin, biz gurbetteyiz şansımız varsa yılda bir kere anca gidiyoruz” diyor. Bu ufak nutuktan sonra “ne veriyiiim abime” tarzı bişeyler mırıldanıyor. Dinar ucuz olduğu için diyorum: "Garson!! Donat masayı.."

image

Duble iskender söylüyoruz üzerinize afiyet. Büyük İskender'in köyünde İskender yemekte nasipmiş. Ayıp olmaz inşallah. Yalnız buraların iskenderi bir farklı. Pidenin üstünde yoğurt var. Sosları da bi garip. Hemen Vedat Milor abimize bir telefon açıyorum, pazartesi gel başla diyor. 

Karnımız tok sırtımız pek ama yatmaca yok kaldığımız yerden devam ederek hemmen alt kata inip markete giriyoruz. Malum gece yolculuk var. Bikaç nevale alalım istiyorum. Her yanda kril alfabesiyle yazılar olduğu için okumakta ilk başta biraz zorlanıyoruz. Neyse ki ben dersime çalışıp gelmişim. Markette çok fazla türk malı ürün bulunuyor. Ama bi ürün var ki iyisinin de iyisi. 

image

Elimde görmüş olduğunuz şey memleketimin suyu “Abant Su”. Hani demiştim ya Türkiye'den pek fazla ürün buralarda satılmakta diye. Bizim köyün suyu da buralara kadar gelmiş. Arkada görmüş olduğunuz “Mavi Fanta”lar ise limonlu. Bizde mis gibi limonata varken bunların Türkiye'de satılmamasına şaşmamalı.

Birkaç değişik içecekle üstünde ne yazdığını anlamadığım bir kaç kurabiye aldıktan sonra taksiyle meydana geri dönüyoruz. 

Bir banka oturup İskender'e karşı tüketiyoruz nevalelerin bir kısmını Ahmet kardeşimle. Biraz fazla yorulmuşuz anlaşılan. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan gitme vaktimiz geliyor. Eski şehiri çok gezemeden ayrılıyoruz Üsküp'ten. Gerçi sonradan gördüğüm kadarıyla Safranbolu'dan, Amasya'dan, Odunpazarı'ndan pek de farkı yokmuş. Ama büyük eksik tabi. 

image

Kendimce günün değerlendirmesini yaparken Sırbistan sınırına varmışız. Türk-tarih-memleket triyosu içerisinde geçen yolculuğumuz sınırda biraz sekteye uğrasada, sabah Sırbistan topraklarında açıyordum gözümü, kuş cıvıltılarının eşliğiyle..

Siz siz olun Makedonya Meydanı'nı görmeden, eski şehirde yöresel yemekleri tatmadan, Vardar kıyısında dolaşmadan ve mümkünse Milenyum Haçı'ndan Üsküp'e bakmadan dönmeyin derim..

 

Üsküp fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

13.08.2013

Önceki: St. Petersburg
Sonraki: Vatikan
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal