Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 37578
Aktif: 3
Bugün: 72
Dün: 74
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Budapeşte

Yorucu gün ve gecenin ardından Balkanlar'ın yemyeşil ovalarında gün yeniden doğuyordu. Budapeşte'ye gitmek adına geceden beri yoldaydık. Yaklaşık 8 saatlik mesafemizin yarısını kat etmişken -yanılmıyorsam- Niş açıklarında bir benzin istasyonunda mola verdik. Yerel saat 9'a gelirken bizimkileri aradım hemen. Tabi orada saat çoktan 10'u geçmişti. Yanımda Sırp Dinarı olmadığından otobüsteki nevalelerden ve biraz da etraftan otlanarak kahvaltımı ediyordum. 

Tekrar yollara düştükten 3 saat kadar sonra Macaristan sınırına varmışız bile. Tabi NON-EU olduğumuzdan yine 1 saat kadar pasaport işlemleri için sınırda bekliyoruz. Fotoğraf makinesine pil alamadığımdan yol boyu manzaraları pek çekemedim ne yazık ki.

image

Kente geldiğimiz anda çok nizamı, medeni bir başkentle karşılaşıyorum.  Macaristan hiç de Avrupa Birliği'nin 8. Sınıf bir üyesi gibi durmuyor. Gerçi bizim gibi yarım asırdır üyelik beklemekten iyidir. Ülkede para birimi Forint. Euro'yu kaldıracak kadar bi ekonomileri yok anlaşılan. 

İmparatorluk dönemlerinden kalan yapılara hayran hayran bakarken  yavaşça bir tepe çıkıyor otobüsümüz. Geldiğimiz yer Gellert Tepesi. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Türkçe ismi Gürz İlyas Tepesi'ymiş. Tepe kentin iki yakasına da hakim bir yerde bulunuyor.

image

Çakal Macarlar bir de güzel kale kondurmuşlar ki kenti korumak için en ideal noktayı bulmuşlar. Ecdadımızın Budin Kalesi ise bu gün daha merkezi bi yerde Royal Palace’nın olduğu yerde kalıyor.

Tepeye geldiğimizde güzel bir toplu fotoğrafın ardından Ahmetle keşif mücadelemiz başlıyor. O bir hela arıyor bense pil alabileceğim bir dükkan. Önce makine için pil bulduktan sonra lavabolara ufak çaplı bi kültür turu düzenliyoruz. Lavabodan güler yüzle çıkan Ahmet “sıcak su var olm” diye bi haykırışta bulunuyor. Memlekete 8. sınıf diyerek ahını almışız diyorum içimden. 

image

Hazır Buda ve Peşte'yi bi arada yakalamışken zilyonlarca fotoğraf çekniyoruz. Atkıyla çekindiğim bir sırada İtalyan bir amca uğruyor yanımıza. İngilizce yoksunu, Inter fanatiği bu amca nerden geldiğimizi öğrenince bildiği Türk topçuları sayıyor. Ancak ben “sinyor terim” diyince bi yüzü ekşiyor. İmparator çok çektirmiş anlaşılan Interlilere. Anladığım kadarıyla şemsiyesiyle atkımı takas etmek istiyor bey amca. İmparatora laf eden amcaya postayı koyup yolluyorum. 

Gellert Tepesi'nden inip, tarihi Zincirli Köprü'den geçen otobüsümüzde ben; haritaları, metro hatlarını, gezi notlarını çıkarmış, nerelere gidebileceğimizi, nerelerden forint alabileceğimizin hesaplarını yaparken bir anda kentin dışlarına doğru gittiğimizi farkettim. Sonradan öğreniyorum ki saygıdeğer turdaşlarımız yorulmuş, bir an önce otele yerleşmek istiyorlarmış. (!!!) 

image

Akşam 4 gibi “hotel oriental” e varıyoruz. Valizleri toparlayıp check in işlemlerinden sonra Ahmetle odamızın yolunu tutuyoruz. 3 gündür koltukta yatan bendeniz için yatak cennetten bir köşe oluveriyor. En az Survivor'dakiler kadar sevindim desem cuk oturur sanırım. Duş alıp bişiler atıştırdıktan sonra eski dostum Kartal'ı aradım skypedan. Yarım saatte tüm işlerimi halletmiş, rotada bi kaç değişiklik yaparken, yola çıkacağımızın haberi geliyor. 

7 gibi merkezi bir noktaya indik. Ben tam haritaları çıkarmış, nerede olduğumu saptamaya çalışırken gezi için durmadığımızı ve sadece yemek yemek adına 1-2 saat mola verdiğimizi öğreniyorum. Caddede koştur koştur döviz bürosu ararken farkediyorum ki hepsi sadece dakikalar önce kapanmış. (1.çinko) Bu da demek oluyor ki varlık içinde yokluk çekeceğiz. Diğer turdaşlarımız yemeklerini yemiş, içeceklerini yudumlarken Ahmetle bi kaç yer görebilmek adına boş sokaklarda dolanıyorduk ki karşımıza Országház çıkıyor. 

image

Siz okumaya çalışırken ben yapının Parlamento Binası olduğunu belirteyim. Ancak o da tadilatta olduğundan daha fazla yaklaşamıyoruz. (2. çinko) Geri dönüp turdaşlarımızın yemek yediği Türk lokantasında yemeğimizi yiyoruz. (çünkü orada euro geçiyorr.) Ancak 10 dakika gecikmişiz bile. Tabakta kalanları da midemize gömüp alelacele otobüsün yanına gidiyoruz. Ama o da nesi otobüs yerinde yok. (tombala!!)

Ambara düşmüş tavuk misali bir sağa bir sola saldırırken bir kaç kişiye rastlıyoruz. Derince oh çektikten sonra otobüse ulaşıp akabinde tekrar yola koyulduk. 

Kentte gün batarken Budin'e, eski kaleye çevirdik rotayı. Şehrin simgeleri çok güzel aydınlatılmış. Gece bile çok parlak gözüküyor. 

Tuna'nın ardında ki Parlamento Binası'nı bi ayrı parlatmışlar. Ufak ufak yağmur sepelerken kale surları içerisinde dolaşıyoruz. Yaklaşık bir saat sonra kale turumuz bitiyor ve gece 11 gibi Tuna Nehri üstünde ki tekne turumuz başlıyor. 15€ verdiğim turda muhteşem manzaralar beni bekliyor anlaşılan. Hava biraz serin olsada budapeştenin ışıldaklı sıcak manzaraları benim de içimi ısıtıyor. 

Benim gözümden manzara buydu. Sonra dedim ki ulan orada ben de olmalıyım. Bu pozun ana teması da bu. Tuna-tarih-sanat triyosunda süregelen yolculuk saat gece yarısına yaklaşırken bitiyordu. 

Çok güzel anı ve hatıralarla günü bitirmeye hazırlanırken UNESCO'nun listesindeki bir diğer anıta Hösok Tere'ye çevirdik otobüsü. Kahramanlar Meydanı adı üstünde Budapeşte'nin “hösok” larını barındıran genişçe bir meydan. 

Sanat Sarayı'nın önünde -ki kendisi meydanın yanında bulunuyor.- Tango festivali mevcut idi. Saat 01:30 gibi meydandan ayrılıp otele vardık. Hiç bu kadar rahat uyuduğumu hatırlamıyordum. Her ne kadar sabahın 7'sinde kalkmak çok koysa da Avrupa'da ki bir başka maceraya atılmak adına yine çok hevesliydim..

Siz siz olun Gellert Tepesi'nden kenti ayaklar altına almadan, Royal Palace'da imparatorluk günlerini yaşamadan, Parlamento Binası ile bir poz çekinmeden, Tuna boyu yürümeden ve mümkünse yöresel lezzetlerden Gulaş'ı tatmadan dönmeyin derim..

 

Budapeşte fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

14.08.2013

Önceki: Amsterdam
Sonraki: Kiev
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal