Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 34732
Aktif: 3
Bugün: 47
Dün: 128
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Viyana

Budapeşte'de günü ve geceyi geçirdikten sonra slovakyanın kıyısından geçerekten sorgusuz, sualsiz dalıveriyoruz avusturyaya. zira schengen bölgesinde olduğundan sınırlar yok. sınır olmadığı için de NON-EU luk bir durum da yok.

image

Yol boyu geniş tarlalar ve rüzgar gülleri çarpıyordu gözüme. Balkanlar'dan çıkıp Orta Avrupa'da olduğumu bilmek nedensiz bir huzur getirmişti bana. Viyana kapılarında herhangi bir dirençle karşılaşmadan Danube'nin kıyısında iniyoruz. Topluca Stephansplatz'a yürüdükten sonra direktifleri alıyoruz. 2 saat vaktimiz varmış bu kültür mantarı kentte. Hemen haritama sarılıp innere stadt'ı kapsayan bir gezi planlıyorum. Sarayları, opera binasını ve botanik parkları plandan çıkarmak evlat acısı gibi dokundu maalesef ki.

image

Elde kalanla yetinmek adına Stephan Kilisesi'ne gidiyoruz. 136 metrelik çan kulesiyle kilise, kentin en büyüğü ki daha büyük bina da yapılması yasak. Yolunuzu kaybettiğiniz anda başınızı göğe kaldırmanız yetiyor. Girişlerin ücretsiz olduğu mabede girebilmek adına mahşer yerinin demo versiyonuna katlanmanız gerekiyor. Kilisenin önü çok kalabalık olduğundan ve şaheserin büyüklüğünden önünden fotoğraf çekinmek yerine Ahmetle daha tenha bir yere geçiyoruz. Arkadaki meraklı bakışlar arasında kollar yeniden açılıyor ve an bir kez daha ölümsüz ilan ediliyor. Bu sırada Unibet'in reklamını yapmışız da haberimiz yok. (Unibet? Aaa evet üstteki kırmızı şey.)

image

Adeta nakış işler gibi kilisenin dış cephesi çok büyük özenle yapılmış. Çatı süslemelerine bile dikkat edilmiş. Kiliseye hayran hayran baktıktan sonra Mozart'ın doğduğu evi arıyoruz ki o da buralara çok yakın bi yerlerdeymiş. O sırada karşıdan kısa, kel, hafif göbekli biri yaklaşıyor. Bir türk olmanın tüm özelliklerini taşıyan abimiz "hello" dedikten sonra bi kilitleniyor. “Fighlmüller”i soruyormuş ki Figlmüller de yöreye has kocaman şinitzeller yapan enfes bir yer(miş). Bilmediğimi söyledikten sonra ayaküstü muhabbet edip yolluyoruz bu şirin gurbetçi aileyi.

image

Çok merkezi bi yerde de olsa ara sokakta karşımıza çıkıyor Mozart'ın Evi. İnsan koca bi konak beklerken 2+1 kombili apartman dairesi çıkıyor karşımıza. İçeri girip sorduğumda ise gerçekten Mozart'ın doğduğu ev olduğunu, üst katların ise olduğu gibi muhafaza edildiğini söylüyorlar. İndirimli haliyle girişlerin 8€ olduğu eve o kadar para vermektense shopa dalıp bir kaç ufak (en ucuzundan) hediyecikler alıp Hofburg Sarayı'na doğru hızlı adımlarla ilerliyoruz. 

Stephan Meydanı'ndan geçerken birer dondurma alıyoruz. yanılmıyorsam 3.5€ verdiğim 2 top dondurmayı tartsak yarım kilo gelirdi sanıyorum. Elimde dondurma akarken Viyana'nın "İstiklal'i" Graben'den geçip Michaelerplatz'da ki Hofburg Kraliyet Sarayı'nı buluyoruz. 

image

1654 yılında tamamlanan saray başta Habsburg Hanedanlığı olmak üzere pek çok önemli şahsiyete barınak olmuş. Schönbrunn Sarayı'yla birlikte dönüşümlü olarak kullanılan saray genelde kışlık olarak kullanılmış. 

Zamana karşı yarışırken rotayı Votiv Kilisesi'ne çeviriyor ve kestirme olması adına geniş, yeşil, temiz Viyana parklarından geçiyorduk. Medeniyet içinde medeniyet kurmuşlar.

Biz Votiv'i bulamadan o bizi buluyor anlaşılan. Sonradan öğrendiğim kadarıyla da Sigmund Freud Parkı'ndan geçiyormuşuz. Yerde geçtim çöpü, yaprak bile görmek imkansız adeta. Çimenler safkan, ağaçlar balta görmemiş.

100 metre uzunluğundaki çan kulesiyle Viyana Üniversitesi'nin yanında yükselen mabedin önüne bir de tiyatro ortamı kurmuşlar. Votiv'den ayrılıp yine parklar içinden Parlamento Binası'nı buluyoruz. Antik yunana atfen inşa edilen parlamento, bizimkinin yanında bekçi kulübesi adeta. 

Önündeki adalet tanrıçası da bekçinin ta kendisi. Tabi bizde adalet olmadığı için böyle bekçiye de gerek yok deyip, politik de bi espri yapayım madem hazır yeri gelmişken. 

Tabi espri yapabilmek adına barış tanrıçası “athena”yı adalet tanrıçası “themis” de yapmış olduk. Tanrı çocukları bilir, elinde terazi olan Themis. Teşbihte hata olmaz tabi. Tanrıçaların eteklerini öpüp Viyana'nın olmazsa olmazı parklardan yine Hofburg Sarayı'na varıyoruz.

Ben yorgunluktan fotojenik bir biçimde çimlere uzanırken Ahmet'de basıyor deklanşöre. Yeşil-tarih-medeniyet triyosunda geçen bi günün ardından halihazırda 20 dk geciktiğimizi fark ediyorum (ben dediydim 2 saat yetmez diye). Çantaları yüklenip başlıyoruz tunanın kıyısında başlayan macerayı sonlandırmaya. O koşuşturmacada haritamı düşürmüşüm. Bisikletli bir bey abi arkamızdan yetiştirdi sağolsun.

Otobüsümüzü bulduğumuzda ise çimlere yatanlar, yemek yiyenler, Tuna'ya taş atanlar gayet free takılıyorlardı. Bu gevşek tavırlarından ötürü athena onları cezalandırmış ve kurunun yanında yanan yaş misali biz de o gazaptan etkilenerek Prag'a geç, çok geç bir vakitte varmıştık..

Siz siz olun St. Stephan Kilisesi'nde bir fatiha okumadan, Schönbrunn, Belvedere ve Hofburg saraylarını ziyaret etmeden, Beethoven ve Mozart mezarı başında anmadan, Figlmüller'e uğramadan ve mümkünse Sachertorte yemeden dönmeden derim..

 

Viyana fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

  15.08.2103

Önceki: Vatikan
Sonraki: Lvov
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal