Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 34732
Aktif: 3
Bugün: 47
Dün: 128
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Sofya

Belgrad'dan gecenin bir köründe çıkmış ve sabah 10 gibi varmıştık “komşi” başkent Sofya'ya. Zaten tüm hatırladığımda bu kadar. Zira artık 2 haftadır bir koltukta yaşamanın etkisiyle o koltuğu evim bellemiş ve kafamı koyduğum gibi uyumuştum. 

10:30 gibi Aleksandr Nevski Meydanı'na inmiştim. Bulgar Parlamentosu ve birkaç elçiliğe ev sahipliği yapan meydana ise ismini veren Aleksander Nevski Kilisesi eşlik ediyor. 

image

1912 yılında Neo-Bizans tarzda inşa edilen mabed 53 metre yüksekliğinde ve altın kaplama olan çatısı ile Sofya'nın güneşi oluyor adeta. Dini açıdan Orthodox olan Bulgarlar pek çok kiliseyi de İstanbul'daki Aya Sofya'yı temel alarak yapmışlar ve bu yeni yaptıkları kiliselerdeki mimariye de yukarıda bahsi geçtiği üzere “Neo-Bizans” demişler. Benzer yapıları balkanlardaki diğer Slav ülkelerinde de görmek hiçte şaşırtıcı değil. Ayrıca Aziz Nevski ise bir Rus savaş kahramanı oluyormuş onu da belirteyim. 

image

Meydanın çevresinde bir de Aya Sofya Kilisesi bulunuyor. Bakmayın kilisenin Bizans tarzı olmadığına. Bu yaşlı mabed İslamiyet'ten de eski. Birinci Jüstinyen zamanında basit bir haç şeklinde planlanan kilise, 540'lı yıllarda inşa ediliyor ve 12. yüzyılda da Sofya kentine adını veriyor. “Sofya” nın etimolojisi ise Orthodox'luğun 3 temelinden biri olan “kutsal bilgeliği” temsil ediyormuş. Bunu da belirteyim de feyzlenin.

image

Kilisenin hemen yan duvarında ise küçük bir askeri anıt var. 93 Harbi'nde Osmanlı'yla yapılan Şıpka Geçidi Muharebesi'nde ölen Bulgarlar adına dikilmiş bir sembol ve sönmeyen ateşi de unutulmamış.

Sofya'da dikkatimi çeken şey yeşilliğin bolca olmasıydı. Geniş bir alana kurulu olan başkentteki pek çok parkta da aktiviteler var. Bizde Ahmetle bu parklardan birine dalıyor ve antikacıların aralarında buluyoruz kendimizi.

image 

KGB pasaportlarından, Nazi kasklarına, süngülerden madalyalara kadar pek çok eski eşya mevcut ki satanlar da genelde yaşlı kesim. Her gittiğimiz sergiciye Türk olduğumuzu söylediğimizde Türkçe kelimeler duymak hem beni mutlu etti hem de milliyetçi damarımı kabarttı. Esnafla sıcak ilişkiler kurup hediye paralar aldım.

Parkı geçtikten sonra bi yol kenarına çıkıyoruz. burası Çar Osvoboditel Caddesi. Caddeye inip bir arpa boyu kadar yol kat etmemişken karşımıza Rus Kilisesi çıkıyor. Çok civcivli ve renkli olan kilisenin de mahzun bir hikayesi var.

" 1878'de Berlin Antlaşması'yla bağımsızlığını kazanan Bulgaristan bu durumdan dolayı Rusya'ya büyük minnet duymaktadır ve bugünkü kilisenin olduğu yerdeki Saray Camisi'ni 1882 yılında yıkarak yerine kiliseyi yaparlar. Aynı zamanda binayı Rusya elçiliği olarak kullanırlar. Kentin en büyük kilisesi Alexander Nevsky Katedrali'nin adının da bir Rus kahramanına ait olması da bu minnetten kaynaklıdır. "

image

İçerisi gayet küçük fakat bakımda idi. Bundan dolayıdır ki çokta dolaşamayıp yola koyulduk. Her yanda derin Sovyet ve Komünizm izleri görmek mümkün. Zira eski binaların her biri Sovyet Mimarisi'yle inşa edilmiş. (Aynı durum Üsküp ve Belgrad'da da gözümden kaçmamıştı.) 

Nezavimost Meydanı'na geldiğimizde gözlerim Rotunda'yı aramış fakat bir türlü bulamamıştım. Bugün bir otelle Eğitim Bakanlığı arasında ki bahçede kalan erken Hristiyanlık dönemi ürünü olan Aziz George Kilisesi 300'lü yıllarda inşa edilmiş. aynısının tıpkısı da Selanik'te mevcut. 

image

Antik şehir Serdica üstüne kurulu Rotunda zamanında Selanik'teki yeğeni gibi cami olarak hizmet vermiş. Günümde ise minaresi yıkılmış. Meydana geri döndüğümüzde yemek yiyecek bi yerler ararken uzun zamandır görmediğim bir minareye rastlıyorum. 

Kentteki tek açık cami olan Banyabaşı Cami'ni Mimar Sinan tasarlamış ve Evliya Çelebi'dende tam not almış. Radikal sağ partiler tarafından saldırılara uğrasa da ayakta kalmayı başarmış ve diğer camilerle aynı kaderi paylaşmamış.

image

Banyabaşı Camisi'ne giderken yolda yakın dostumuz McDonald's'a rastlıyoruz fakat yemek yemek için Leva bulundurmak şart. Hemen ara sokaklarda bir döviz bürosu dalıyorum içeri. Yaklaşık 3-4 metrekarelik büroda kendinden geçmiş bir abimiz kasada bir diğeri ise kapıda bekliyor. Siz içeri girdiğinizde kapı üstünüze kilitleniyor ve onların belirlediği bi kurdan almanız gerekiyor. Bende bu oyuna Prag'dan sonra ikinci defa düşmüş ve 1.95 olan kur yerine 1.59 dan almak zorunda kalmıştım. 

İyi kötü euromuzu bozdurduktan sonra McDonald's'ın yolunu tutuyoruz. içeride panolar Bulgarca ve Kril Alfabesi ile yazılı. Üsküp ve Belgrad'da da aynı durumda kalacağımı bildiğimden dersime çalışıp gelmişim iyi ki. Tüm panoyu okudum ancak gel de bunu kasiyere anlat.

Bulgaristan'da yabancı dil bilenlerin sayısı bir hayli az zannımca.Her kime ne sorduysam çoğunlukla cevabını alamadım. Burada da aynı durum söz konusu. kasiyerimiz “Desi” çok güleç yüzlü bir genç kızımız. Galiba yevmiyesine zam yapmışlar o gün. Ne dediysem sadece güldü. Biz de tarzanca anlaşmak zorunda kaldık. Çıkışta bir marketten nevalemizi aldık. Aldıklarımız çok olunca da elde taşımayım diye poşet istedim kasiyerden. Tabi anlamadığı için beden dilini kullanmak mecburiyetine düştüm. Anlamsız bir bakış attı ve poşet niyetine kese kağıdı verdi. Sonradan farkettim ki yaptığım işaret kese kağıdını tarif etmiyor. Hak verdim bizim “komşi”ye.

image

Nevalelerimizi alıp meydana doğru dönerken aklıma Paris'te rastladığım Avrupa medeniyeti geldi. Sonuçta burası da AB üyesiydi ve vatandaşları da Avrupalı'ydı. Bu zihniyetle karşıya geçmek için sorgusuz sualsiz yola atlayan bendeniz kornaların ve muhtemelen küfürlerin arasında kalmış, karşı kıyıya kendimi zor atmıştım. Anladığım kadarıyla Bulgarlar hala biraz Türk, değerli slavseverler. 

Yoksulluk-cahillik-hiçlik triyosunda geçen gezimize başladığımız yer olan Nevsky Meydanı'nda son verdik ve memleketin yollarına düştük. Bu küçük büyükşehir için 3-4 saat fazla bile gelecektir sanıyorum. Öğlen 1 gibi çıkıp bereketli Bulgar ovalarından, köylerinden, Filibe'den ve Slivengrad'dan geçerek akşam 6 gibi Kapıkule Sınır Kap'ısına varıyoruz. Altta ki fotoğrafta yurt dışından çektiğim son fotoğraf.

image

1 yıl öncesindeki Edirne yazımda kahrolası sınırlardan bahsederken Kapıkule'nin ucundan dönmüş olan ben bu sefer sınırın öte yanından memleketimi izliyordum. Köyünün ardındaki dağı aşıp arka tepeye bakan ilk insan kadar mutlu ve heyecanlıydım. Al bayrağı gördüğüme mi sevineyim memleketime geldiğime mi yanayım karar veremeden sınırı geçmiş ve gece 3 sularında Bolu'canıma varmıştım. Böylece kabaca 10 bin kilometre yol teperek, 1000 ölümsüz kareyle, 32 tane magnetle ve onlarca muhteşem anıyla kürkçü dükkanına geri döndüm. 

siz siz olun Sofya'ya gelmişken antika pazarını dolaşmadan, Aziz Nevski'yi görmeden, UNESCO mirası Boyana Kilisesi'ne gitmeden dönmeyin derim..

 

23.08.2013

Sofya fotoğraf albümüne  ulaşabilirsiniz.

Önceki: Selanik
Sonraki: St. Petersburg
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal