Yurtiçi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesafe
İstatistikler
Toplam: 37578
Aktif: 3
Bugün: 72
Dün: 74
Revize Yazılar

Bana Ulaşın

        

 

......

Kiev

Saat henüz 5.30 olmuştu. Koridordaki gürültüye uyandım. Kondüktör efendi vardığımızı haber veriyordu sanırım. Lviv’den gece 23.00 sularında yola çıkmıştık ve şimdi de Kiev’in varoşlarında ilerliyorduk. Gece klima çarpmış olacak ki boğazım şişmiş bir vaziyette kendime gelmeye çalışıyordum.

Uyandıktanbir saat kadar sonra Kiev Garı'na varmıştık. Etrafa göz atmak adına yarım saat garda boş boş gezindikten sonra merkeze geçmeye karar verdik.

Garın hemen solunda bir McDonalds bir de metro istasyonu mevcut. Bulunduğumuz yer ise kırmızı hattaki Vokzalna durağı. Otomatlardan yahut kasalardan Grivna’ya metro jetonu alabiliyorsunuz. Metroya inerken ucu gözükmeyen yürüyen merdivenler ise gerçekten büyüleyici. Yürüyen merdivende dikilirken bile yorulabileceğiniz bir yüksekliğe sahip metronun en derin istasyonu ise 105 metre ile Arsenalnaya.
 
İstasyondan merkeze gelirken Kreschatik durağından mavi hattaki Maidan Nezalezhnosti'ye aktarma yaptığınız takdirde direkt meydana çıkıveriyorsunuz. Aktarma yapmaya üşenip otele gitmek için de 5 saatten fazla zamanımız olunca dedim Zeynel'e "iki dolaşırız gel inelim." İnmez olaydık. Far görmüş bıldıcın gibi kalakaldım zira hiç bilmediğimiz bir yere çıktık. Elimdeki haritayı da yanlış okuyunca Kiev sokaklarında sırtımızda 15 kiloluk çantalarımızla 2 kilometre kadar dolanıp sonunda meydanı bulduk.

Başkente vardığımda ülkenin doğusunda yaşananlardan haberdardım fakat Kiev’in de bundan nasibini alacağını pek tahmin etmemiştim. Sökülmüş kaldırım taşları, barikatlar, yanmış lastiklerle Gezi Parkı ancak fragmanı olabilirdi buranın. Çatışmalarda 150’den fazla kişinin öldüğünü meydandaki derme çatma yapılan anıtlardan, fotoğraflardan öğrendim. Birkaç kare çektikten sonra da atıştırmalık bir şeyler alıp 1 saat kadar meydanda oturduk.

Saat öğleyi vururken meydandan 2 kilometre ötede Chervonoarmiyska Caddesi’ndeki “Mini Hostel Kyiv” i zor da olsa bulduk. Geceliğinin 3-4 € olarak değiştiği hostel, hareketli bir caddede bulunuyor ve hemen dibinde de sütlaç, aşure, İskender, döner vs. yiyebileceğiniz Arapvari bir mekân mevcut. Kaldığım oda ise BM toplama kampı adeta. Siyahiler, Uzakdoğulular her ırktan insanı görmek şaşırtıcı.

Çantaları yerleştirirken bir Azeri hoş geldiniz diyor. Tanıştığımız Zamin Abi, Bakü’den buralara gelmiş ve yaklaşık bir aydır Ukrayna’ymış. Biraz hasbıhal ettikten sonra bir planımızın olup olmadığını sordu. Yok deyince de “Men nahar edip gelirem, çimdirmeğe giderik ahşama.”dedi,  hayır diyemedim. Gerçi bir şey anlamadığımdan ötürü hiçbir şey diyemedim. (Az hovarda deiğil hee)

Bir duş alıp biraz uzandıktan sonra çabucak akşam oluvermiş. Akşam dediysem ikindi daha, gün biraz geç batıyor buralarda. Velhasıl Zamin Abi ile birlikte şortlarımızı alıp birkaç şey atıştırdıktan sonra mavi hattaki Ploscha Lvo Tolstoho istasyonundan bir aktarmayla kırmızı hattaki Hidropark durağına vardık. Dinyeper Nehri kıyısındaki bu nokta denizi olmayan kentin, tatil yöresi oluvermiş. Slav-kum-slav triyosundaki bu plajda, gece kulüpleri ve çeşitli eğlence mekânlarıyla hava değişiveriyor birden. Siz de denizden yüzlerce kilometre içerideki bu şehirde dolaşırken elinde plaj havlusu, altında kumlu şortu olan insanları mazur görünüz efendim.

Dnipro kıyısındaki yapay plaja indiğimizde saat 17.30 olmasına rağmen hala yoğun bir kalabalık vardı. Nehir olması hasebiyle soğuk ve akıntılı, tatlı su olması dolayısıyla yüzmek zor, şehir içinde olmasından ötürü de gayet pis bir yer. Ege sahilleri gözümde canlanıyor da hüzünleniyorum birden. İki kulaç atalım derken saat 19.00 oluvermiş. Günün son demlerini yaşamak adına önce meydana ardından da metropolitan içlerinden en eskisi olan Podil’e geçiyoruz.

Mavi hatta Poshtova Ploshcha istasyonunda inebilir yahut meydandan birkaç km yürüyerek de varabilirsiniz. Volodymyrska Tepesi eteklerine kurulu Podil, kentin nispeten lüks mekânlarını ve tarihi evlerini içeren, aynı zamanda da nehir limanına sahip müreffeh bir yer. Tabii ülke ucuz olduğundan hiç korkmadan buralarda alışveriş yapabilir, yemeğinizi yiyebilirsiniz. Tepenin üstünde ise altın kubbeli St. Michael Manastırı var. Buraya da metronun yanında bulunan fünikülerle ulaşabilirsiniz. Dipnot olarak; manastırın yanında devasa binasıyla Dışişleri Bakanlığı yer alıyor.

Yemek yiyip otele varana kadar saat 22.00’ye gelmiş bile. Yol üstü birkaç ufak nevale aldığımızdan onların eşliğinde hostel ahalisiyle kaynaşıyoruz. Ardından yarın gidecek yerimiz çok olduğundan fazla uzatmadan günü bitiriveriyoruz. Ertesi sabah kırmızı hattaki Arsenalnaya istasyonunda inip Lavra kompleksine doğru yola çıktık. Yol üstünde dinlenmek adına Park Slavy yani Zafer Parkı'nda sönmeyen ateşe su dökebilir yahut tepeden Dinyeper’i seyredebilirsiniz. Çeşitli savaş anıtlarının ve birkaç müzenin bulunduğu park oldukça geniş.

Az gidip düz gittikten sonra da karşımıza Lavra Kompleksi çıkıyor bu sefer. 1980’li yıllarda yaklaşık 1000 yıllık bir mağara şapelinin bulunmasının ardından komple UNESCO Miras Listesi’ne alınan alana giriş 25 Grivna yani 5 TL. İçeride ekstradan ücretli müzeler, kutsal emanetler var. Başı kapalı Ortodoks teyzelerimiz dua etmeye gelmiş. Sanırım onlara ücretsiz. İstanbul Patriği I. Bartholomeos’un da birkaç hediyesinin ve fotoğraflarının bulunduğu komplekste her kilisede ayrı bir uhrevi hava var. Kentin içinde bu kadar sakin bir yer bulmak hayret verici. 

Lavra’nın güney çıkışında mağaraları ziyaret edebilir yahut bal ve bal şarabı (Mead) tadabileceğiniz küçük kioskları bulabilirsiniz. Siz tercihinizi yapadurun biz de Kiev Ana’nın elini öpmeye doğru yola çıkalım.

Güney kapısından çıkıp Lavrska Caddesi’nden sola doğru dönüp yaklaşık bir km kadar yürüdüğünüzde Kiev Ana uzaktan el sallıyor. Slav toplumların pek çoğunda görülen anavatan heykeli bir kadın olarak resmedilmiş ve sembolleştirilmiş. İstisnasız bir elinde kılıç tutan anavatanın diğer elinde ise kalkan, şarap ve Slav ikonlardan oluşan nesneler bulunabiliyor.

Paslanmaz çelikten imal edilen Rodina Mat 62 metre boyunda. Kaidesiyle birlikte 102 metreye ulaşan heykelin üstündeki seyir terasından kenti izlemenin bedeli ise 200 Grivna yani 40 lira. Gittiğimizde tadilat vardı o yüzden bu bilgilere de kendi internet sitesinden ulaştım. Siz işinizi garantiye alınız efendim. Abidenin hemen yamacında ise 2. Dünya Savaşı’ndan kalan eserler adına yapılan bir müze bulunuyor. 15 Grivna (3TL) karşılığında dolaşabilir, Sovyetlerin bu kahraman şehrini o günlerde yaşayabilirsiniz.

Sovyet şarkıları, savaş marşları eşliğinde geçen bu kısa turumuzun ardından Belarus’a bilet bakmaya mavi hattaki Demiivskaya durağına gidiyoruz. Kentin yaklaşık 15 km dışında otobüs terminali yer alıyor. Kime "avtovokzal"  deseniz gösterir. Yanında bir de McDonalds olduğu için bulmanız pek kolay. Kiev gibi bir metropole yakışmayan bir terminal burası. Ülke içinde seyahat ediyorsanız GünselAutolux, Avrupa’ya gidiyorsanız Ecolines tercih edebileceğiniz önde gelen firmalar. Şayet bizim gibi Belarus’a gidiyorsanız muhtemelen Belarus malı MAZ marka bir araç gelecektir.

Telaşeden, hengameden fotoğraf çekmeyi unuttum ama 6 ya da 8 gişenin bulunduğu bu küçük terminalde her nereye gidiyorsanız bir gişeye yanaşıyor ve meramınızı anlatıyorsunuz. Tabii Rusça olmak kaydıyla… 16.08.2014 saat 19.30’a biletimizi 20 € karşılığında aldık. Kaç Grivna idi pek hatırlayamadım. Bu işimizi de hallettikten sonra “Ocean Plaza” adlı bir alışveriş merkezine doğru yola koyulduk. Metroyla gidecekseniz otobüs terminalinden bir önce “Lubedskaya” istasyonunda ineceksiniz. Adil Işık, Süvari, LCW, Colin’s gibi yerel markaları bulabilir; yemek katında döner, kebap yiyebilirsiniz.

Kiev’deki son günümüzde önce otobüs terminaline gidip çantalarımız bıraktık. Sonrasında mavi hatta bulunan Heroiv Dnipra istasyonundan Dream Town alışveriş merkezine vakit öldürmek adına bir uğradık. Saatler ikindiyi gösterdiğinde kentin kalbinin attığı yere Maidan Nezalezhnosti’ye geçtik. Metropolitan ilçelerdenShevchenko’ya bağlı olan meydana ana cadde Khreshchatyk eşlik ediyor. Caddenin sonunda Besarabya Meydanı, halk pazarı, opera binası, Vladimir Kilisesi gibi tarihi ve kültürel eserleri bulmak mümkün.

Pek kanlı çatışmaların yaşandığı, Kiev’deki direnişin sembolü olan meydanı restore etmek için caddeyi trafiğe kapatmışlar. Güzel bir Cumartesi günü de ölenleri anmak, devleti protesto etmek ya da sadece gezmek adına halk, Bağımsızlık Meydanı’nı doldurmuştu. Vatan-Millet-Sakarya triyosunda geçen saatlerin ardından biz de nevalemizi tüketip çok geç olmadan gara vardık.

Bir saat kadar köşe bucak dolandıktan sonra otobüsümüz nihayet geldi. Dil bilmememizden yakınan kaptandan ve asabi bir şekilde konuşan muavin abimizden Rusça ayar yedikten sonra yola çıkmaya hazırdık. Yol olur da yağmur olmaz mı? Kırmadı bizi sağ olsun. Yağmur eşliğinde gün batarken bizi uğurlamaya gelen Dinyeper’i görmek 12 saatlik yolumuz için güzel bir veda olmuştu.

Siz siz olun; Kiev Ana’nın elini öpmeden, Dinyeper’e bir dalıp çıkmadan, Lavra’da dua etmeden, meydanda dolaşıp atıp Khreshchatyk’te volta atmadan, bal şarabı tadıp, Ukrayna usulü borş çorbası içmeden dönmeyin derim…

Kentin detaylı haritasına http://goo.gl/4JOphu linkinden göz gezdirebilirsiniz. Esen kalın...

15.08.2014

Önceki: Budapeşte
Sonraki: Ukrayna
Yurtdışı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saat
Site İçi Arama

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal